Doğal Taş Koleksiyonculuğu
Yardımcı sayfalar - 6
Doğal Taş Eserleri
Anadolu’da Geçmişi Günümüze Taşıyan Doğal Taş İmzaları  

        Doğal taşlar bazen yüzbinlerce, genellikle milyonlarca yıl önceki oluşumlarına bağlı olarak bulundukları ortamların tüm sırlarını saklayan, bir bakıma doğa tanıkları niteliğindeki yer kabuğunun künyeleridir. Yeryuvarı içinde bulunan taşları inceleyen yerbilimciler bu doğal taşlar sayesinde yeryuvarının geçmişi hakkında çok önemli bilgilere ulaşabiliyorlar

        Yeryuvarı tarihi boyunca meydana gelen jeolojik olaylar Kapadokya, Pamukkale, Kuşca, Narman, Grand Kanyon, Saklıkent Kanyonu, Kızılcahamam ve Giant Causaway bazalt sütunlarında olduğu gibi en yetenekli sanatçıları bile kıskandıracak muhteşem doğal anıtların varlığını sergilemekteler. Diğer yandan, uygarlıkların başlangıç yıllarına kadar uzanan binlerce yıllık sürede insanlar doğayı örnek alarak muhteşem anıt eserler üretmişlerdir. Bu nedenlerle hiçbir malzemede bulunmayan tanıklık nitelikleri ile doğaya ve doğal taşlara daima ayrıcalıklı davranılmış, onun mimarlık tarihindeki müstesna yeri korunagelmiştir.

        Eski uygarlıklarda tarihi eserlerin yapımı için genel olarak yakın çevrelerin taşlarından yararlanıldığı gözlemlenmektedir. Eski Mısırlıların, çoğunlukla Aswan granitlerini, Urartuların volkanik tüfleri, Hititlerin yakınındaki bazaltları ve Helenistik dönem uygarlıklarının mermerleri kullanmaları rastlantı değildir.

Anadolu’ya gelindiğinde yerleşik uygarlıkların yaşadığı serüvenin en önemli ve en güvenilir tanıkları yine taşlardır. Anadolu’da yaşayanlar, ona sahip çıkarak, daha güzelleştirmenin yollarını aramış, insan hünerinin sergilendiği sayısız eserler vermişlerdir. Bu eserlerin çoğunda geçmişin geleceğe taşınacağı en güvenilir malzeme olarak doğal taşlar seçilmiş, işlevselliğinin yanı sıra, estetik duyguların da yeşertildiği bir araç olarak doğal taş kullanılmıştır.

        Kommagene Krallığı’nın ünlü kralı I. Antikhos’un Nemrut Dağı’nın tepesinde yaptırdığı Tümülüs mezarın her iki yanındaki heykel ve kabartmalar hayret uyandırıcıdır. üksekliği 9 metreyi bulan kireçtaşlarından yapılmış bu heykellerin, binlerce yıldır çetin topoğrafik ve atmosferik koşullara rağmen sağlam kalabilmiş olmaları şaşırtıcıdır.

        İzmir’de tüm görkemiyle hala ayakta duran Efes Celsus Kütüphanesi de Kuşini’ndeki antik yer altı taş ocaklarından çıkarılan mermerlerle yapılmıştır. Roma İmparatorluğu Dönemi’nde de beyaz ve renkli mermerlerle yapılan tapınak ve heykellere gösterilen ilgi eksilmeden sürmüştür. Roma dönemi doğal taş kullanımının yoğun sergilendiği bir dönemdir. Roma Dönemi’nde yapılan büyük kentler, tapınaklar, hamamlar, tiyatrolar, stadyumlar ve birçok tarihi eser günümüze kadar ayakta kalmıştır. Efes, Hierapolis, Afrodisias, Bergama ve Aizonai başta olmak üzere birçok antik kent, doğal taş kullanımı açısından en görkemli günlerini Roma uygarlığı döneminde yaşamıştır.

        Bizans Dönemi’nde, Roma döneminin beyaz mermerleri yerine, tuğla ve renkli doğal taşların kullanılması yaygınlaşmıştır. M.S. 537 yılında inşa ettirilen Ayasofya’da kullanılmak üzere Anadolu’nun antik şehir kalıntılarından, yurtiçi ve yurtdışından sütunlar, başlıklar, mermerler ve renkli doğal taşlar İstanbul’a getirilmiştir. Mısır’dan getirilen Eski Kırmızı Porfir taşıyıcı sütun ve kaplama taşı olarak, Afyon Menekşe Mermeri ve oniksler duvar kaplaması olarak kullanılmıştır.

         İstanbul’da, Sultanahmet ile Beyazıt arasında bulunan, bir dikme sütun taş yapıt olan “Çemberlitaş”, Mısır’daki Duhan Dağı’ndan çıkarılan ve Kırmızı Somaki olarak bilinen Eski Kırmızı Porfirden yapılmıştır.

Doğal taşların geçmişini ve kaynaklarını bilmek sizleri bu eser ve anıtlara daha da yakınlaştırabilir. Anadolu’nun her köşesinde yapılan anıt ve eserlerde doğal taş izlerine rastlamak mümkündür.